1700’lü yılların ortaları. Katolik kilise tüm Avrupa’da olduğu gibi Fransa’da egemen. Toprakların çoğuna kilise sahip, topraklardan kira ve vergi topluyor, neredeyse devletten daha zengin.
Bu şartlarda, Fransa’da ticaretle uğraşan burjuva, yoksul halkın da desteği ile bu düzeni yıktı.
Laos, Yunanca’da “Din adamı olmayan, ruhban olmayan kişiler” demektir. Yani bir anlamda, halk egemenliği.
Birleşik Krallık’ta, İngiltere Kilisesi’nin lideri kraldır hala. Kilisenin, Lordlar Kamarası’nda 26 daimi üyesi var.
Bizde bir ruhban sınıfı yoktu, Avrupa’daki gibi zengin ve herşeye egemen bir “kilise” yoktu. Bir laiklik geldi ki, toplumsal bir temeli olmadığı için, herkes laikliğin içini istediği gibi doldurdu. Bir süre sonra, adeta ve sadece İslam düşmanlığı haline geldi maalesef.
Böylece, Osmanlı’nın eski etki alanı ile bağlarımızı tekrar kurabileceğimiz tek gücümüz elimizden alınmaya çalışıldı.
Hilafetin merkeziyken, görkemli bir kartal gibi duran Türkiye; bütün gönül coğrafyasının gözünde, tüyleri yolunmuş bir kuşa döndürülmeye çalışıldı adeta.
Türkiye’de Laisizm, maalesef içi İslam düşmanlığı ile doldurulmuş bir dolmadır. Halkta da hiçbir karşılığı yoktur.
Vesselam.

